Geçen hafta bir geceliğine eğitim sınavım için otelde
konaklamam gerekiyordu ve Büyükçekmece’de bulunan Eser Otel’e Perşembe günü
öğleden sonra giriş yaptım.
Kalacağım oda beşinci kattan deniz manzaralı bir odaydı. Odaya girdiğimde bir kızıllık çarptı gözüme. Harika bir parlaklık… Ayarlasan ayarlanamayacak bir görüntü.
Güneşin o muhteşem kızıllığı içeriye yansımış odayı
parlatmıştı. Güzel görünüyordu.
Gökyüzü güneş ve deniz dendiğinde ben kalakalırım öyle. Seyre
koyulurum nerde olursam olayım. Bakarım gökyüzüne, denize, güneşe. Duyarım o onda anlatmak
istediklerini. Hissederim. Yaşarım kendimce.O bulutlar gezinirken gökyüzünde çok şey anlatır anlamak isteyene.

Yavaş yavaş batarken güneş bende düşüncelerimle birlikte elimde kahvemle daldım gittim denizin kıyıya vuran dalgalarının hareketine. O huzur verici görüntü aldı götürdü beni kendimden bambaşka diyarlara.
Denizi olmayan bir şehir bana yoksun ve yitik gelir. Denizi olmayan bir şehirde yaşayamam ben. Ne zaman kendimi huzursuz hissetsem ve gerçekten temiz bir havaya ihtiyaç duydsam sahile kaçmak gelir içimden. Kaçar giderim ve yosun kokusunu içime çeke çeke gezerim. Deniz alır götürür içimdeki kederi ve hüznü. Rahatlık hissi yaratır bende. İşte bu yüzden deniz bambaşkadır benim içimde. Ayrı bir yer tutar.

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder