14 Mayıs 2019 Salı

Labneli, Kremalı Muhallebi



Merhabalar 


Ramazan ayına yakışır bir tatlı ile geldim. Hafif ve son derecede lezzetli bu tatlının yapımı da oldukça basit. Ben de evdekiler de olukça beğenince geçen gün ikinci defa yaptım ve iftar sonrası soğuk soğuk yediğimizde mis gibi geldi.

Malzemeler:

1 litre süt
1 su bardağı toz şeker
2 yemek kaşığı un ve nişasta  (ben tepeleme koydum)
1 paket vanilya
1 paket labne (ben pınar labne seviyorum ve tadı gerçekken çok leziz)
1 paket krema
1 paket kakaolu bisküvi

Yapılışı:

Süt, şeker, un ve nişasta sürekli karıştırarak koyulaşıp göz göz oluncaya denk pişirdim. Ocağı kapattıktan sonra vanilyayı ekleyip az soğumaya bıraktım. Sonra bir paket labne ve kremayı ekledikten sonra mutfak robotu yardımıyla bembeyaz köpük gibi olana kadar bir güzel çırptım. Sonra kaplara muhallebi bir tane bisküvi, muhallebi bisküvi koyarak paylaştırdım. Üzerine ben fındık içi ilave ettim. Benim kaselerime göre 8 adet muhallebi elde ettim.  



Üstünü süslemek sizin zevkinize bağlı. Meyve sosu yaparak bile tercih edebilirsiniz. Bu muhallebiyi kekleriniz için pasta kreması olarak da kullanabilirsiniz. Soğuyunca bayağı koyulaşıyor.

Tavsiyem bir gün sonra yerseniz daha çok lezzet alacaksınız. Yerken kesinlikle labne tadını almıyorsunuz.

Ben labneli tarifleri çok severim o yüzden ben çok sık tercih ederim. Umarım beğenir ve yaparsınız.

Afiyet olsun 




13 Mayıs 2019 Pazartesi

Nerde Eski Ramazanlar & Mİm



Merhabalar

Hoş gelmiş ya Şehr-i Ramazan diyorum. Takip ettiğim blog arkadaşlarım yeni bir Mim yazısı yayınlıyorlar. Eski Ramazanlar Mim’i. Bende bu güzel Mim’e katılıyorum.

Ramazan’ın bende maneviyatı çok büyük. Ramazan ayı gelince içim huzurla dolar ve İslam’ın şartlarından biri olan “oruç” ibadetimi yaptığım için çok mutlu olurum.

İlk orucum, ben orta bire giderken başlamıştım. Abim ise ortaokul ikiye gidiyordu. O zamanlar iftar dört buçukta okunuyordu sanırım ve biz tüm ay boyunca hiç file vermeden oruç tuttuk. O zamandan beri de hamileliklerimin dışında hep orucumu tutmaya çalıştım ve tutmaya gayret gösteriyorum. 

Allahım daha çok ramazan görmeyi bize nasip etsin inşallah.

Şimdi sıra  Eski Ramazanlar sorularının yanıtlarında.

1-    Ramazan’ı bir hediye paketine benzetirsek; sizin için nasıl bir paket olurdu? İçinde sizin için neler olurdu?

Aile paketi olurdu. Bir de kağıda sarılmış el yakan mis kokulu pideler. Madem eskiyi yazıyoruz. Eski evimizde bir hediye paketi olsun ve içinde babam yaşamış olsun bizde onun yanında yerlerimizi alalım. Hep birlikte iftar açalım. 


2-    Ramazan ile ilgili hatırladığınız en net anınız hangisidir? Size kazandırdığı hislerle birlikle anlatır mısınız?

Abim ile biz oruca başlamadan önce babam aksatarak orucunu tutarmış. Biz ne zaman abim ile oruç tutar olduk, rahmetli babam kendine çok kızmış. Annem çok zaman sonra anlatmıştı bize. Bu olay benim için çok kıymetli. Her ramazan hatırlarım.



3-    Çocukluğunuzdaki Ramazan ve şimdiki Ramazan arasındaki en belirgin farklar sizce nelerdir?

O kadar çok ki :((  Hepsinin üstünde saygımız kalmamış. Hiçbir şeye. Çok bencil olmuşuz. Bu davranış şeklinin dışında eski ramazanların hazırlığı yok. Belki ben büyük bir şehirde yaşadığımdan olabilir. Eski küçük yerler daha güzel hazırlanıyordur. Annem ramazan öncesi temizliğini mutlaka yapar. Eve çok önceden kuru gıdalar alır koyar.

Hoşgörülü ve saygılı bir ramazan aynı da bitirmek ümidiyle. 




9 Mayıs 2019 Perşembe

Şaşırt Beni Kitap Yorumu



“Bana ne oldu bilmiyordum. Kendimi bir tilki makinesi gibi hissediyordum. Şüpheler, kuruntular, teoriler, beynimde minik toplar gibi zıplıyordu. Dan’e güveniyordum. Dan’i tanıyordum. Biz bizdik. Sağlamdık. Eee, ne değişmişti.”


Başlarda biraz sıkıldığım sonra heyecana kapıldığım bir roman oldu Şaşırt beni 

Sylive ile Dan ikiz kızları ile birlikte mutlu musmutlu bir hayatları vardır. Rutin sağlık kontrolü için gittikleri doktoru, iki çiftin oldukça sağlıklı olduğunu ve uzun bir hayat süreceğini söyler. Bu uzun hayatın özeti 68 yıl daha yaşamaktan geçer.

68 yıl daha aynı kişi ile evli olma fikri Sylive ve Dan’i endişe içine sokar ve düşündürmeye başlar. Şu an güzel giden evliliklerini 68 yıl daha koruyabilme düşüncesi çifti korkutur. Bu düşüncelerle içinde tıkılıp kalan Sylive ile Dan, Sylive’nin bulduğu şaşırt beni projesi ile birlikte birbirlerine sürprizler yapmaya başlarlar.

Çiftin birbirlerine hazırladıkları sürprizleri okumak çok eğlenceliydi. Hele Sylive’nin özel fotoğraf çekimi, Dan’ın mutfağa hazırladığı sürprizi okudukça güldüm.

Roman sonra öyle bir yere geldi ki işte o zaman işin içine şüpheler, kuruntular, cevapsız sorular, sadakat ve aile kavramı girdi. İste romanın vermek istediği her duygu son yüz elli sayfada yerini aldı ve ben son sayfaları daha büyük bir keyifle okudum. Bazen çok iyi tanıdığımız bir kişiyi bile çok iyi tanımadığımızın bir yansıması gibi gördüm Şaşırt Beni’yi.. Sylive iş ve özel hayatında daha da büyüdü. Çocukluğu ve ailesi ile yüzleşti. Kendini buldu. Evliliğini sağlamlaştırdı. Yazarın tarzını seviyorum. 

Yine sevdiğim bir Kinsella romanı oldu. Hem eğlendirdi, hem düşündürdü.

30 Nisan 2019 Salı

Kusursuz Kitap Yorumu




“Gidiyoruz” diyerek Anna’nın elinden tutarak hızla mekandan dışarı çıktı. Avucunun içinde buz gibi olmuş küçük eli bırakmadan hızlı adımlarla geniş ve boş kaldırımda yürüyor ve Anna’yı adeta arkasından sürüklüyordu. İçinde alev almış yanan bir şeyler vardı ve o ateş büyüdükçe gerçekler daha bir yakıyordu benliğini. Zihninde dönüp duran resimler, cümleler tek bir sonuca ulaşıyordu.
Aidan, Anna’ya aşık oluyordu ve kimse onun olana dokunamazdı…

Merhabalar 


Doğuştan yüzünde büyük bir yara izi ile doğan Aidan, güzelliği sayesinde tacize ve iftiraya maruz kalan Anna’nın hikayesi Kusursuz.

Aidan’ın annesine göre kusurlu doğduğu için hiç sevilmeyen bir köşeye atılıp tecrit edilen Aidan’ın yetişkin bir adam olduğunda birçok ameliyat geçirir ve çok güzel bir beyefendiye dönüşü. Aynı zamanda da başarılı bir estetik doktor olarak nam salar.

Başvuruda bulunduğu her işte güzelliği sayesinde taciz edilen Anna, yine tacizler sonucunda top eğitimi tamamlayamaz. İşsiz Anna arkadaşı Maria’ın başvurduğu iş sayesinde Aiadan’ın asistanı olarak işe başlar ve ikilinin romanı başlamış olur.

İki roman karakteri de kişilikleri olarak çok güzellerdi. İnsan insan yapan tüm güzel özellikler onlarda vardı. Aiadan’ın güzel kalbini çok sevdim. Özellikle çocuklara ücretsiz ameliyat yapması bence kitabın en güçlü tarafıydı. İki yaralı kalp romanda birbirlerini buldu ve güzel bir sevgi, aşk ve beraberlik başladı.  Roman yabancı karakterler ve yabancı bir ülkede geçmişine rağmen türk kahvesi, türk yemekleri, türk bir kadın arkadaş Selda sayesinde bizden güzel şeyleri yansıttı.

Özge Erkin benim kitapları ile tanışmak istediğim bir yazardı. En çok da Destan, Kutsal ve Usta’yı okumak istiyordum ama başlangıcı Kusursuz ile yaptım. Genelinde çok hızlı okunan roman bana bazı yerlerin daha detaylı olması gerektirdiğini hissettirdi. Her olay çok hızlı ilerledi çabuk sonuca bağlandı. Biraz romantik komedi tadında oldu. Ben biraz daha dram sevdiğimden bana öyle gelmiş olabilir. Kübra bana yazarın tadını alabilmem için Destan ve Kutsal’ı okumamı önerdi. Onları mutlaka okuyup yorumlayacağım. 


25 Nisan 2019 Perşembe

Pinokyo'nın Rüyası Kitap Yorumu




" Çünkü ev sen olmayınca çok boş geliyor. Çünkü önüme gelen herkesle kavga etmeye başladım. Çünkü günlerdir senin yatağında yatıyorum. Çünkü manyak gibi seni tişörtünü koklayıp duruyorum. Çünkü dakika da bir telefonumdaki resmine bakıp duruyorum. Çünkü seni acayip özledim." Yutkundu. " Bunlar yeterli mi?"

Yazarın bir kitabını seviyorsam daha önceki kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. Kalbim Sende Kalmış’la başladığım kitap serüveni Biz ile devam ettim ve şimdi de Pinokyo’nın Rüyasını bitirmiş bulunuyorum.

Doktor Ömer ameliyat sonrası hastaneden çıkıp evine doğru giderken trafikten bunalır ve ara bir sokağa girer. Birden aracının tavanında bir gürültü hisseder ve ön cama uzanmış bir el görür.
"Dua et burnun uzamıyor, yoksa senin ki aya çıkmıştı."

Mesleği gereği hemen müdahale etmeye başlar ve çatıdan düşen kızın intihar mı yoksa düştüğü düşüncesi ile Gazel kızımızın yardımına koşar. Uzun bir tedavi süreci başlar. Gazel üç ay buyunca kendisine gelemez. Kendisine geldiğinde de Ömer ile Gazel arasında çekim başlar.

" Hiç akraban yok mu?"
" Kimsem yok! Zaten eğer bir evde dert varsa, o evin kimsesi olmaz “


Çapkın Doktor olarak sürekli dedikodusu yapılan doktor civanımız Ömer Gazel’in hayatına girmesi ile büyük bir değişim gerçekleştirir. Romanın çoğunluğu Ömer ile Gazel’in arasında başlayan ilişkinin aşamalarından oluşuyor. Arada Ömer ile Gazel’in geçmişi ile ilgili bilgiler ediniyor iki karakteri daha çok özümsemizi sağlayan yazar son yüz sayfada adrenali biraz yükseltiyor ve roman bir bütünlükle final yapıyor. 

 “Oh canıma değsin iyi oldu sana!” Ömer diyorum.

Bu kadar çapkınlığa birinin dur demesi gerekiyordu ve Gazel noktayı koydu. Adam muma döndü, delirdi, kül oldu ve dağıldı. Hiç bırakmadı kızı, hep yanında durarak koruyup kolladı. Helal olsun. Gazel içinde diyebileceğim en güzel şey güçlü duruşu ve tek başına verdiği hayat mücadelesi. İkisi de çok güzeldi.

"Bir daha bana yalan söylemeyeceğine inandığım zaman sana Pinokyo demekten vazgeçeceğim."

Birbirlerine sataşmaları, dikleşmeleri, sevgileri çok hoştu. İki güzel karakteri bir arada iyice bize işleyen yazarımız olayları bizi romandan koparmadan bitirdi. Yine sevdiğim bir roman oldu ama birinciliği hala “Biz” elde tutuyor. Onun yeri, tadı bende bir başka.
Sırada başka bir Selvi Atıcı kitabı “Sen” var. Onu da yakın zamanda okuyup yorumlayacağım.

“Belki de gitmesi gerçekten iyi olacaktı. Her şeyden önce somurtuğu mu, öfkelendiği mi belli olmayan bu adamın bir hayatı vardı. Onun hayatına da çomak sokup duruyordu. Acıyla, eğer evde olmasaydı büyük ihtimalle sarı kafanın buraya sürekli geleceğini düşündü. Birde artık görmezden gelmekte zorlandığı hisleri vardı....”

Biz kitap yorumu merak edenler için bir tık 



16 Nisan 2019 Salı

Deniz Kitap Yorumu



“Sırtını öperdim,” dedi ansızın. Alnını kaşıyarak başını hayır anlamında sağa sola salladı. “Evlenseydik, ilk gecemizde sana olan sevgimi öyle gösterirdim. Seni öyle severdim çünkü izlerin geçtiğini biliyorum ama ben senin ruhundaki yaraları bir de op şekilde, sevgimle iyileştirmek isterdim.”


Zeynep Saraç ne yazsa okurum. Çok seviyorum kalemini. Dram, duygu, sevgiyi kitaplarında bana göre çok iyi veriyor. Kah yıkıp geçiyor, kah hüzne bulandırıyor, karakterlerine çile çektiriyor ve sonra da onları mükafatlandırıyor.

Deniz’de onlardan biri benim için.

“Her şeyim sende kalabilir.” diyerek bana biraz daha yaklaştı. “Hayatım, kitaplarım, odam hatta nefesim… Hepsini al ama…” dedi ve bir elini kapıya yaslayarak bana doğru eğildi. Dünyanın en güzel fısıltısını duydu kulaklarım. “ama artık kalbimi bana geri ver.” 


Deniz’in erkek kardeşi Emre, geçirdiği kaza sonucu yürüme yetisini kaybediyor ve bir daha yürüyemeyeceği öğreniliyor. Deniz çok sevdiği kardeşinin yıkımı ile boğuşurken, diğer bir sevdiği nişanlısı olan Nehir, sebep söylemeden yüzüğünü parmağından çıkararak Deniz’den ayrılmak istiyor. Ama ne gidebiliyor, ne de tam olarak kalıyor.

Nehir’in neden ayrılmak istediğini, neden gidemediğini ve neden kaldığını anlatamıyorum. Çünkü ne anlatırsan roman hakkında detay vereceğimden vereceğimden susmak en iyisi. Duygularımdan bahsedecek olursam; ben Deniz’i okurken Nehir’e çok kızdım. 

Birçok kararı kendi başına aldı, hüküm verdi ve uygulamaya geçti. Sustu. Konuşmadı. İçinde kapalı bir hayat sürdü. Nehir’in bu tavrına çok kızan Deniz uzaklaştı ama Nehir’den hiç kopmadı. Deniz’in karakteri bana Nehir’den daha güçlü geldi. Araya Çiğdem diye bir gıcık bir kız girerken, Nehir’in annesinin hataları derken romana üvey baba Haldun damgasını vurdu.  

Yine çok güzel bir Zeynep Saraç romanı oldu. Ben Deniz’in daha çok okumak daha çok özümsemek isterdim. Yazarın erkek karakterleri hep güçlü, hep beyefendi, hep düşünceli erkekler. 

Öldüm ben, öldüm ama etraftaki soluk ve pastel renkli ne varsa canlandı. Eşyalar onun koyu kahverengi gözlerinden bana akan sıcaklığa boyandı. Koyu ve uzun kirpiklerle çevrili sonsuz bir deniz gibi bakan gözleri benim kalbimi benden bir daha aldı. Belki de sonsuza kadar…


Deniz dahil yazarın diğer tüm kitaplarını okumanızı, yazarın naif kalemi ile tanışmanızı isterim. Benim en en sevdiklerim ne dersiniz ise Nar Çiçeğ ve Gri Mavi’dir derim.

12 Nisan 2019 Cuma

Yeni Dünya Kitap Yorumu


''Ben, içimde dayanılmaz bir acı ile ve önüme çıkacak bütün insanları yakalarından tutup oraya götürmek arzusuyla, artık uyumaya hazırlanan şehrin ortasına koşuyordum.'' Isıtmak İçin & 1939


Yeni Dünya 13 kısa öyküden oluşuyor. Öykülerin kısalığı ile çabucak okunup bitiyor ama her hikaye sonunda bir iç çekişle hüzne duyguya boğuluyorsunuz. 1936 ile 1942 tarihleri arasında gerçekleşen olayları okuduğumda dünya ve insanlığın daha da kötü bir hale geldiğini üzülerek düşünüyorum.

Her öyküde hep bir adaletsizlik var.  İmkansızlık yokluk, yoksullukla geçen bir çok hikaye kasaba halkının duygu ve düşünceleriyle birleştirilmiş samimi gerçek düşüncelerle birliklte, ölüm, hastalık ve bencillik var.

Sabahattin Ali yurdunun insanlarını ve imkanlarını yazıp bize anlatırken çok iyi bir gözlemci ve duygusal olduğunu bağdaştırdığı hikayelerle ışık tutuyor. Yazarın ben o kaos tarafını çok seviyorum. Kasvetli boğucu öyküler yazsa da, biliyorsun ki hepsi gerçek, hepsi var olmuş şeyler.

Hâlâ bir şey çıkmadı... Galiba bu yolu yapmayacaklar. Köylü de bana yardım etmiyor. Pek ölü mahluklar... Belki de pek akıllı mahluklar da, boşuna yere uğraşmak istemiyorlar... Asfalt Yol & 1936

Altını çizeceğim çok öykü var. Boğazıma yumru gibi oturan Ayran öyküsündeki Hasan, Yeni Dünya öyküsündeki Yeni Dünya, Isıtmak İçin’de ki çamaşırcının kızı, Asfalt Yol’da ki öğretmen.

Hepsi yurdum insanının yaşadıkları…

Okumadığım tek öykü kaldı Hasanboğuldu. O nu özel bıraktım. Okuduğum yorumlara göre #yenidünya öykü kitabının en güzeli oymuş. O Öyküyü gecenin sessizliğinde okuyacağım.
Sabahattin Ali’yi tanıyın, okuyun, anlamaya çalışın. Yazarın kitaplarını sevmek için öykülerinden başlayın.

Benim sırada okuyacağım Sabahattin Ali kitabım Kuyucaklı Yusuf olacaktır.


Sonra tutmuş 'çay içme' diyor. Allah Allah... Çaydan da zarar geldiği görülmüş mü?.. 

Sözünün burasında bağırırdı: 
"Satılmış... Getir çaydanlığı!.."  Çaydanlık & 1938