27 Ekim 2020 Salı

Yepyeni Ford Puma: Şehirli Bir SUV!

 

Ford’un yeni SUV otomobili Yepyeni Ford Puma; modern, şık ve cesur görümüyle dikkat çeken bir tasarımla karşımızda. Alışılan SUV tipi araç görünümü aksine fazlasıyla modern, zarif ve şık görüntüsüyle şehir trafiğinde dikkatleri üzerine çekiyor. Metropolde alışık olmadığımız kadar şık bir SUV tasarımı ile şov yapan Yepyeni Puma, asfalt zemin dışında da yüksek performansıyla şaşırtıyor.

7 ileri otomatik vitese sahip Yepyeni Puma, Ecoboost Hybrid motor teknolojisi ile çevreci ve yenilikçi bir duruş sergiliyor. Bu teknoloji gerektiğinde benzinli motorun elektrikli bir motor ile desteklenerek yakıt tasarrufuna ve uzun mesafeleri düşük emisyonla kat etmenize imkân sağlıyor. Yüksek performansına rağmen klasik motorlara göre CO2 emisyonu ciddi ölçüde düşük.


Sınıfının En Büyük Bagaj Hacmi
Zarif görünümünün aksine, sınıfının en büyük yıkanabilir bagaj hacmine sahip. 80 litrelik su geçirmez ve tahliye tapası olan ekstra bir Megabox’ı sayesinde ek depolama alanı yaratarak, özellikle sporseverler için kolaylıkla muhafaza edilebilir bir alan oluşturuyor. 
Ayrıca sadece sizin değil evcil hayvanınızın da konforu düşünülmüş ve Hayvan Dostu olarak tasarlanmış. 

Güvenlik ve Park
Teknolojik yeniliklerle donatılmış Yepyeni Puma’nın Adaptif Hız Kontrol Sistemi ayarladığınız takip mesafesine paralel olarak trafiğin akış hızına göre hızınızı ayarlayarak takip mesafesini koruyor. Olası tehlike durumlarına karşı Acil Durum Manevra Destek Sistemi,Adaptif Hız Kontrol Sistemi, Şerit Takip Sistemi ve Hizalama Asistanı gibi pek çok teknolojiyi destekleyen Ford Co-Pilot360 özelliği mevcut. Geri Görüş Kamerası, Gelişmiş Otomatik Park Sistemi, Çapraz Trafik Uyarı Sistemi ile şehrin yoğun ve dar alanlarında bile park etmeyi fazlasıyla kolaylaştırıyor.



Kişiye Özel Sürüş Modu
Normal, Eco, Spor, Kaygan Zemin ve Arazi olarak 5 farklı sürüş modu var. 12.3” Dijital Gösterge Panelinde seçtiğiniz her mod için farklı bir tema rengi mevcut.
Ayrıca seçilebilir sürüş modları sayesinde gaz tepkisi, direksiyon hassasiyeti ve vites değiştirme ile ilgili tüm alışkanlıklarınıza uygun bir sürüş modu da belirleyebilirsiniz. Yepyeni Puma, sizin stilinize göre bir yol bularak size özel ve ayrıcalıklı hissettiriyor. 

İsterseniz müziğin ritmi, isterseniz mesaj içeriği!
Kalitenin karşılığı B&O Ses Sistemi teknolojisi ile 575 watt’lık ses sistemine sahip. Dijital hayattan ve telefondan kopmak istemeyenler de fazlasıyla düşünülmüş. Ford SYNC  teknolojisi sayesinde telefondan kopmadan isterseniz sesli komutlarla müziğinizi kontrol etmenin tadını çıkarın, isterseniz de metin mesajlarınızı Yepyeni Puma size sesli olarak okusun. Ford SYNC  teknolojisi sayesinde telefondan kopmadan konforlu ve güvenli yolculukların keyfini sürün.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Küçük Bir Mola; Bozcaada

Merhabalar 

Bugünkü yazım belki biraz olumsuz olabilir ama olumsuz durumlar hayatımızın her evresinde maalesef ki var. 

Uzun zamandır gidip görmek istediğim bir yer olan Bozcaada'ya geçtiğimiz hafta üç günlük bir gezi planladık. Cuma sabahı erkenden yola çıktık ve gezimiz başlamış oldu. 

 İlk önce İstanbul'dan Bozcada'ya nasıl gidilir. Biraz bahsedeyim. 

Tekirdağ, Keşan üzerinden Çanakkale'ye geçip Gestaş feribotları ile boğazı geçmeniz gerekiyor. Ardından Geyikli'ye varıp yine Gestaş'a ait feribotla adaya geçiyorsunuz. 

Geyikli'den almış olduğunuz feribot ücreti gidiş dönüş olarak satılıyor ve dönüşte tekrar ödeme yapmak zorunda kalmıyorsunuz. 

Biz sezon bittiği için önceden bilet almadık ama sezonda oldukça yoğun olduğunu göz önünde bulundurursak online bilet almakta fayda var.

Cuma 14.30 gibi adaya varmış olduk. Kalacağımız otel feribota yakın olan Lara Butik Otel'di. 

Adadaki hemen hemen her otel küçük evlerin butik otele dönüşmesi ile oluşmuş. Bizde feribota en yakın otelli yorumlarına bakarak seçtik. Kaldığımız otelden ve otel işletmecisi Evrim Hanım ve yardımcısından son derece memnun kaldık. Evrim Hanım bizi karşıladıktan sonra türk kahvesi ve kek ikram etti. Odamızı teslim aldıktan sonra çok açıkmış olduğumuz için yemek yiyebileceğimiz bir yerler aramaya çıktık. 


Biraz ön araştırma yapıp gittiğim adada en iyi ev yemekleri yiyebileceğimiz yerin Hafızın Yeri olduğunu okuyunca direk oraya gittik. 

Bir güzel doyduktan sonra ada sokaklarını turlamaya başladık. 





Eşimle girmediğimiz dolaşmadığımız sokak kalmadı. Tüm o daracık sokakları dolaştık durdur. 

Adanın toplam gezilebilecek alanı 48 kilometreymiş. Ne kadar yukarı çıkarsanız çıkın mutlaka denizi her yerden görebiliyorsunuz. Birbiri ile benzer evler sokaklar hep uyumlu. Rum tarafı daha renkli diyebilirim. 

Hemen hemen her sokakta oteller mevcut. Dar kapı önlerinde irili ufaklı birçok cafe gibi yerler var. 


Hissettiklerime gelince; adayı çok sevsem de ada esnafını hiç sevemedim. Doğru dürüst bir yaklaşım içinde olmadıkları gibi, aşırı pahalı müessesler var. Temizlik yeterli değil ve çok yavaş kalmışlar. 

Büfeden aldığım bir şişe soda 3 TL. Su 2 TL. Hiç köpüğü olmayan bir türk kahvesi 15 TL. 

Tatile çıktığımda para hesabı yapmayan gittiği yerden keyif alan yeme içmeyi seven biri ben bile bu aşırı pahalılığa çok kızdım. 

Affedersiniz insanı enayi yerine koyduklarını düşünüyorum. Nasıl olsa yiyecek içecek gözü ile bakıldığı için fiyatlar aşırı kalabalık. 

Temmuz ayında Safranbolu'da üç gün kaldım ve üç top dondurmayı 5 TL'ye satan esnafını da gördüm. O da kazanıyor, Bozcaada'dakiler de...

Eşimin şahit olduğu bir diyaloğu da burada paylaşmak istiyorum. 

Markette iki kadın müşterinin arkasında bekliyor. 

Kadınlar sürekli Beyefendiye bir şey soruyor ve artık çok süre geçtiğini anlayınca kasadaki beyefendiye;

"Müşteri bekliyor."

Diyorlar 

Beyefendide de diyor ki 

"Müşteri nedir ki, beklesin"

Nasıl bir düşünce ve nasıl bir yaklaşım? Ben bazen hiç anlam veremiyorum. 

Özet olarak, kaldığımız oteli, yemek yediğimiz lokantayı ve içmiş olduğum en güzel kahve olan Madamın yeri dışında Ada bana güzel resimlerin çizili olduğu ada sokaklarını, aşırı pahalı ve yüzü gülmeyen esnafın anılarını bıraktı. 

Eşimle kafa dinlemeye ve iş yaşamının stresten uzak kalmaya çok ihtiyacımız olduğu içim biz birbirimizle oldukça iyi vakit geçirdik. 



Olumsuz eleştiride bulunmaktan kaçınırım ama Hissettiklerimi paylaşmadan da edemedim. 



Adada denize girmedim, bir meyhanede veya canlı müzikte bulunmadım. Onlar için bir şey diyemem ama seveni olduğu gibi sevmeyeni de oldukça fazla olduğu Ada yorumlarını internette fazlası ile bulabilirsiniz. 



Sağlıkla ve sevgiyle kalın

9 Eylül 2020 Çarşamba

Zor Olsa Da Hayat Devam Ediyor





Merhabalar 

Hayat gerçekten zor. Ama zor olsa da kitapta da denildiği gibi devam ediyor. 

Bazen çok zor, bazen çok acılı. 

Kişisel gelişim kitaplarına bazen çok sıcak bakmam. Bazen senin bakış açın bu ama ben buna uymak istemiyorum diyebilirim. 

Kendi hatamı veya doğrumu tecrübe ederek aşmak, bulmak benim görüşüm.

Rövşen Bey'in olaylara yaklaşım tarzını ve yazım delini sevdim. Bolca da hayattan kesitlere yer vermesi beni ayrıca daha da çok sevindir. Altını çizeceğim çok da alıntı verdi bana. 

Benden de size bir kaç alıntı:



“Başarılı insanlar her şeyde iyi yönleri bulmaya çalışır. Onlar her durumda her zaman olumlu yönleri görürler. Karşılaştıkları başarısızlıklarının ve problemlerin büyüklüğüne rağmen yine de başlarına gelenlerde ders çıkarır zira onlar her başarısızlığın kendilerini büyük başarıya yaklaştıran kusursuz planın bir parçası olduğuna inanırlar.”

“Haklı olduğun halde herkes seni haksız olmakla itham ediyor diye haksız olmazsın. Haksız olduğun halde herkesin senin haklı olduğunu iddia etmesiyle haklı olmazsın. Çünkü gerçek biriciktir. “

“Hayatta sürünenlerden olmamak için mutlaka pozitif bakış açısına sahip olmalısınız. Bunu için her şeyin en güzel tarafını ve sizin için faydalı olabilecek en üstün amaçları arayıp bulun! İyimser ile kötümserin arasındaki fark buradadır. “

1 Eylül 2020 Salı

Benim Adım Alexi Kitap Yorumu






"Cehalet ve bencillik insanın en büyük düşmanıdır kızım bunu unutma."


Son zamanlarda heyecanla okuduğum çok güzel bir kitap oldu Benim Adım Alexi

Kitap bana geçen sene kübra ile Selcan’ın doğum günü hediyesiydi. Şimdi kitabı okuduktan sonra neden ben bu kitabı okumak için bir sene bekledim diyorum. Bunca işimin arasında 3 gün gibi bir sürede işimi bitirim hemen kitabın başına geçtim.

Hanzade Ela Yunanistan’da babaannesi yanında kaldığı zamanlarda en yakın kız arkadaşları ile bir kutu bulurlar ve o kutudaki esrarengiz cümleyi kurarak ruh çağırırlar. Ruh çağırma seansı, çıkan rüzgar ve yağmur sonrası çok korkarak evlerine giderler ama bu olay sonrası en yakın arkadaşının kötü bir şkilde ölümüne şahit olur.

Bu acı Ela’yı çok derinden etkiler ve uzun yıllar boyunca uykusunda kabus görmeye başlar. Bu kabusların bazılarında Ela kendini ölümle burun buruna geldiğini görür. Kabuslara ve geçmişi temizlemek ve her şeyle yüzleşme zamanı geldiğini anladığında İstanbul’da Yunanistan’a bir yolculuk başlar.

Roman bana ilk başlarda ruhlar alemi ile ilgili bir kitap olacağını izlemini çok verdiyse de ben daha farklı bir sonu okuyacağımızı hissettim. Bazı sayfalarda ürperdim, merak ettim ve hep bir sonraki sayfayı okumak istedim. Okudukça da harika bir akıcılık, güzel harmanlanmış bir kurgu ve sağ gösterip sol vuran bir yazar ile karşılaştım.

Çok da memnun oldum.

Sayfalar aktıkça Romanın adını taşıyan karakter Alexi ile tanıştım. Alex’in yıllar önce Kahraman’la yazıştığı aşk mektuplarını bulan Ela geçmişin derinliklerine saklanmış sırları öğrendiğinde kiatp başka bir boyuta geçiyor.

Romanı çok ama çok beğendim. Daha çok okura ulaşması gerektiğine inanıyorum. Yazarın kalemi, yazım dili, olayların birbiri ile bağlanması çok ama çok güzeldi.

Bahsedilecek çok şey olmasına rağmen, fazla yorumdan kaçınıyorum. Diğer yan karakterleri ve Ela’nın hikayesini merak edenler, yazarı tanımak isteyenler lütfen okuyun.

@muptelayayinlari kitabın reklamını daha çok yapmanızı rica ederim.



"Anılar gözümün önünde sağa sola uçuşup dururken gözyaşlarımı içime akıtmaya çalışıyordum hep yaptığım gibi. Hiçbir çocuk bunu yaşamamalıydı, bunlar hiç olmamalıydı, ama kaderinde ne varsa onu yaşıyordun ne eksik ne fazla. Sana kalan ise bu yaşadıklarınla ne yapacağın, nasıl baş edeceğindi."


Hoş Geldin Leo

G



Merhabalar

Size ailemizin yen üyesi Leo ile tanıştırmak isterim. 

Çok uzun zamandır bir kedi sahiplenmeyi istiyorduk. Özellikle oğlum Berke, kedi hastası bir çocuk. 

Sokakta bulunan tüm kedileri sevip onlara isim takardı ve biz aynı yerlerden geçerken onları ziyaret ederdik. 

Aslında yine aynıyız. 3 haftadır Leo bizimle ama biz yine Berke ile dışarı çıktığımızda sokak kedilerini sevip öyle içeri giriyoruz. 

Kedimin cinsi Scottish cinsi. Ev ortamına alışık ve sakin bir cinsler. Bizimki şimdi yavru olduğu için arada bir koşup oynuyor ama genelde de uyuyor. 



Acayip bir şey. Sevgi dolu. Kendini sevdirmek istediği zaman mırlıyor ve patileri ile seni oyuna davet ediyor. 

En sevdiği yerler mutfak masası ve mutfak tezgahı. Kızıyorum anlıyor ama yine de merakına yenik düşüp çıkmaya kalkıyor. Şu an alıştırma evresindeyiz. 

Şu an evimizin en ufağı, en haylazı, en neşelisi. 


Hayvan sevgisi başka bir şey. Nasıl zülm edip hayvanlara kötü davranıyorlar aklım hiç almıyor. Bu dünyada herkesin yaşam hakkı var. Hele onlar Allah'ın dilsiz kulları. Biz onlardan üstün değiliz ve onlara kötü davranamayız. 

Şu kötü olan insanlarda bunun bir farkına varsalar.

İşte bizim Leo'muz:)  

ÇOK TATLI DEĞİL Mİ?




6 Ağustos 2020 Perşembe

Kral Suiti 2 Kitap Yorumu



"Herkesin kendine sakladıkları, unutmak istedikleri, hatırlamak istediği hatıraları vardır. Kimi acısını, kimi aşkını, kimi intikamını, kimi sevincini, kahkahasını, gözyaşlarını saklar hatırlarda. Peki sen, ya sen ne saklıyorsun? "


İlk kitap öyle bir bitti ki ikinci kitabı beklemek zor oldu. Şimal elindeki gebelik tesrine bakarken cadı Zeynep çıkıp gelmiş ne dediyse Şimal’i çok üzmüştü. 

İşte romanımızda tam bu sahneden başladı ve cadı Zeynep’in Şimal’e neler yaptığını öğrendik. Zeynep’e cadı demek o kadar hafif kalır ki anlatamam size. Neler yapmadı ki? Çok çok kötü bir kadın karakter olarak kitapta yerini aldı. Sanırım yazarlar için kötü karakter yazmak zor oluyordur. Biz okuyucular kötü karakterleri içimizde yerden yere vuruyoruz. 


Romanın geneli Şimal’in hamilelik sürece, güzel çiftimizin başına gelen onca olaylar örgüsü ile devam ediyor. Birinci kitaptan tanıdığımız Ata ve Can’ da tatlılıkları ile romana renk katıyor. Sercan’la yeniden karşılaşıyor, Şimal’in yakın arkadaşı Tuba’dan bir çok kesit görüyoruz. Hele ki yeni bir karakter olan Arman romana bomba gibi giriyor. Bu arada ben deli gibi Arman’ın hikayesini öğrenmek istiyorum.  Sanki yazar burada bize sinyal gönderdi. İleride bir Arman hikayesi görebiliriz. 

Oradan buradan bir yorum oldu gibi geliyor bana. Sanki biraz karışık anlattım 
Romanda kızdığım noktalara gelince; Şimal ilk başlarda çok mu çok gereksiz suskunluk yaptı. “Artık konuş be hatun” deyip durdum.  Ersen’e gereksiz suçlama ve kapris yaptı. 

O kaça adam pervane gibi döndü Şimal’in etrafında. 

Genel olarak toparlarsak, kötü olaylar okuduk ama güzel eğlenceli sayfalarda da eğlendik. Damat kayınpeder atışmaları, aş erme sayfalarını okumak oldukça keyifliydi. Sonlara doğru Atakan ve Caner’, okuduk ve geçmişin izlerini gördük. 

Aslında ben Ata ile Caner’in geçmişini ilk kitapta daha çok okumak isterdim. 
Tabi Ata ile Can’ın hikayesi ikinci kitapta Şiir’e bağlı. O da kim derseniz romanı okumlasınız. 
Kanımca Arman’ın hikayesi roman olursa , (ki inşallah olur) Ata ve Can yeniden bizlerle olacak. Zaten Yazarcım  Sercan’da olsun, olur mu? 

Benden bu kadar. İki kitabı da alın okuyun. Seveceksiniz.


10 Temmuz 2020 Cuma

Gezilecek Yerler: Taraklı


Merhabalar 

Altı ayda yazı yazamayan benden açığı kapatmak için güzel bir fırsat. 

Gezmeyi yeni yerler keşfetmeyi çok sevenlerdenim. Benim gezme sevdam biraz değişik sanırım. Eskiye dayalı tarihi dokusu olan her şeye hayranlığım var. 
Hafta sonu hemen gidip gelecek, aynı zamanda da keyif alabilecek yerlerin araştırmasını yaptığımda karşıma Taraklı çıktı. 

Aslında son fotoğraflar ikinci gidişimden. Abant'a giderken yolumuzu Tarak'lıya kırıp ikinci defa bu güzellikleri görelim istedik. 

Taraklı Cittaslow'un sakin şehirler listesinde yer alan Sakarya'ya bağlı Osmanlı döneminden kalma bir kasaba. 

Bir dönem kasabada dizi bile çekilmiş. 

Küçük bir kasaba olduğundan dolayı hemen dolaşabilir içinize huzur yayabilirsiniz. Kasaba merkezi çok samimi. Kasaba sakinleri çok temiz ve naif insanlar. Yürürken bunu hissediyorsunuz. İlk gittiğimde kış yeni bitmişti ve sokaklar çatırdayan yanan odun kokuları ile doluydu. 

Kasabayı dolaşınca eski Osmanlı Evlerini görebiliyorsunuz. Eşimle biz programsız gezdik dolaştık. önceden konak olan ama sonradan cafeye dönüşen Hacı Rıfatlar Konağı'da dinlenip kahve içtik.


tarihi dokuya zarar verilmeden restore edilen Hacı Rıfatlar Konağı'nda sandıktan çıkan 100 yıllık bir veresiye defteri. 

Taraklı Kültür Evi'ni gezdik ve bolca fotoğraf çektik. 



Küçük yerlerin dokusu ve millete sahip çıkılma hissiyatı bambaşka.Bayrağımızı her yerde görebilirsiniz. 






Yarım günlük bir sürede kasabayı gezebilirsiniz. kasabayı ilk ziyaretimizden sonra yine yarım saatlik yol mesafesinde olan Göynük'e geçmiştik.

Yolum Sakarya tarafına düşerse yine yeniden Taraklı'yı ziyaret edeceğiz. 

Daha çok detaylı bilgi edinmek isterseniz internette her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz.