Kitaba ilk bakıldığında gençlik kitabı gözükse de derinlerde vurguladığı birçok alt mesajı barındıran bence bir dram kitabı.
İndia, Finn ve Eloise
Annesine sürekli adı ile hitap eden, okulun popüler kızı
olmak için çok çabalamış olan İndia, annesinin aldığı yeni kararla ülkenin bir
ucundan diğer ucuna taşınır. Bu durumdan hiç memnun değildir. Geride bıraktığı popülerliği,
en yakın arkadaşı Anna’yı çok özlemektedir. Kendi annesine bile güvenmeyen
İndia üvey babası ve üvey kız kardeşine nasıl güvenecektir?
Romanımız hızlı başlıyor ve çok da hızlı okunup bitiyor.
Daha ilk sayfalarda İndia’nın ne kadar yaralı olduğunu anlıyor ve merakınıza
yenik düşüyorsunuz. Sayfalar ilerleyip, yeni karakterler ortaya çıkınca Finn ve
Eloise sizi sarıp sarmalıyor. Okurken en çok Finn merak etmiştim ama Eloise
beni fena şaşırttı. Hiç aklıma gelmeyen sırlar ortaya döküldü.
Kitaptaki her karakterin kendine ait gizledikleri birer birer
öğrenildi. Öyle güzel duygular, öyle güzel bağlılık oldu ki bazen duygulandım. Bazen
aşırı sinirlendim.
İki üvey kardeş sırt sırtta verip bir bütün oldu. Finn çok
iyi nir arkadaş olmaktan geri adım atmadı.
İlk başlardaki Eloise’nin üvey kız kardeş tutumundan eser
kalmadı. Hele Finn bazen beni gerçekten deli etti. Ama sonunda tüm cesaretini
toparlamayı başardı.
İndia hiç adaletten ayrılmadı. Dış sesinde yanlış konuşsa da
iç sesinde hep doğrudan yanaydı. Kendini eleştirmekten hiç sakınmadı.
Bu kitapta çocuklar çok ağır bedeller ödedi.
Hepsini ayı ayrı çok beğendim.

